You were never really here*

İnsan olmak gurur vericiydi. Eğlenceliydi. Yorucuydu.

Ölümle çerçevelenmiş hayattan ilgi çekici hayaller, görüşler ve kareler sunan bir film: You were never really here. Çocukluğu travmalarla ve zorlu geçmiş ana karakterimiz Joe, özündeki çocuğu, iyiliği muhafaza etmeye çalışmaktadır. Hayat dediğimiz hem kısa hem de uzun bu yol, zıtlıklarla örülü. Doğaldır ki, hayatı oluşturan insan da zıtlıklarla dolu. Kimimizde fazla belirgin olan bu mucizevi karışım Joe’nun hayatında bir hayli fazla. Joe, Amerikan yapımı çekiciyle hem ölümü getiriyor hem de ölüme koşuyor. Hem içindeki çocuğu, diğer çocukları kurtarmaya çalışıyor hem de bitiyor yavaşça. Okumaya devam et “You were never really here*”

Bir tutkulu sevinç, bir tutkudan hüzün: Kelebekler*

Bazı zamanlar aklıma bir soru takılır: İnsan ne için yaşar? Şöyle, uzaktan ve dışardan geçmişime, sergüzeştime baktığımda bu sorunun cevabı hâlâ muğlaktır. Kâh insanlar için bir şeyler yapmak demişim bu sorunun cevabına kâh iyi insan olmak. Sanat için demişim ya da öylesine vakit geçirmek için. Bazen ilk cevaba yaklaşmışım bazen son cevaba. İyi bir insan görmüşüm; ağlayan, gülen, bağıran, çığlık atan. Sonra bir ses duymuşum; uzaktan gelen, hüzünden. Bir film izlemişim veya. Ne bileyim annemi hatırlamışım. Sonunda öyle ya da böyle hâlâ bu sorunun cevabını bulamamışım. Okumaya devam et “Bir tutkulu sevinç, bir tutkudan hüzün: Kelebekler*”

Bazı mekânlar: Garda*

Şehirler. Bazı şehirler. Kalabalık şehirler. Ve o şehirlerde etrafınızda insanlar ve yığınlar. Ama o hiç gitmeyen yalnızlık! Kelimeler havada kavuştukça eller de ellerle birleşiyor. Tenler tenlere dokunuyor. Yağmur yağıyor. Sarı ve de loş sokak lambalarının altında ve ardında yürüyorum. Az ötede, sokağın ıssız tarafında rüzgarın ıslığı duyuluyor. Üşüyorum. Sokakların bitiminden dönenler var. Gölgelerden başka gölgelere karışanlar var. Kaybolanlar var. Var olanlar var. Uzunca bir yokuş çıkıyor karşıma. Tırmanmak gerek. Hayatın, yaşamanın verdiği his de dikleşiyor. Tırmanmam gerek. Dostlar var yanımda. Yürüyoruz. Hafif bir tedirginlik var üzerimizde. Ama korunmaya çalıştıkları rüzgar ve soğuk değil sanki. Kabanlarının yakaları kaldırılmış, kafalar içerde. Kafalarının içinde bin bir farklı düşünce, fikir.

Okumaya devam et “Bazı mekânlar: Garda*”