Ezberlenesi: Loş iklimlerin hayvanları*

Az evvel, rayihası buram buram, çiçek çiçek olan birisi içeri girdi. Üzerindeki ruh allı, yeşilli. Döndü az, baktı ve gözlerini devirdi. Neydi bu şimdi? Sevindirdi, deldi ve de geçti… Mübalağa etmiyorum. Ayran gönüllüyüm zaten. Zaman zaman içimde hisler kabarıyor. Zaman zaman üzerimde ölü toprağı. Öyle ya da böyle ne çok edat kullanıyorum. Öyle ya da böyle bazı kitaplar çok güzel. Öyle çok kitap okumadım ‘bayım’. … Okumaya devam et Ezberlenesi: Loş iklimlerin hayvanları*

Gri şehrin adaleti: Kefe

Ankara çoğu zaman gri şehir olarak anılır. Bu, biraz da dış görünüşe mahkum edilmiş insanın kaçınılmaz yorumlarındandır. O yüzden Ankara’yı ne içine doğan ne de dıştan bakan tam anlayabilir. Ankara’yı mecbur kalan anlar ve sever. Zira, Ankara’da mecbur kalanlara bırakılmış çok şey vardır. Sokaklar, dönerciler, parklar, serin akşamlar, devlet tiyatrosu ve birazcık bürokrasi çekingenliği Ankara mecburlarına aittir. Buna karşılık Ankara’nın “sahipleri” de vardır. Buna sahip … Okumaya devam et Gri şehrin adaleti: Kefe

Gezi yazıları: Güney Kore 1*

Hızlı hızlı yürümeye başlıyorum. Uçaktan her indiğimde pasaport kontrol noktaları her zaman yoğun olduğu için beklemek istemeyen ayaklarım hızlanıyor. Gerekli belgeleri hemen dolduruyorum. Gözüme en az 6 dilde hazırlanmış turist ve göçmen bilgi kartları (Immigration card) takılıyor. Aklıma hiçbir ülkede bu kadar fazla dile tercüme edilmiş kartlardan görmediğim geliyor. Yoluma devam ediyorum ve pasaport kontrol noktası görünüyor. Aman Allah’ım bomboş! Pasaport noktasına vardığım zaman beni … Okumaya devam et Gezi yazıları: Güney Kore 1*

İçimdedir yalnızlık, hafif sol yanımda*

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!

Bazı yalnızları bozuk musluğun su damlatmasının sesi, kapının apansız çalması ya da dışarıdan duyulan seslerin kesilmesi ürkütür.  Düşünceler gibi birikmiş, beklemiş, söneyazmış ve uzamış sigaranın külü ulaşabildiği zemine değdiğinde garip bir ses çıkarır. İşte bunu da bilir bazı yalnızlar. Daha az yalnızlar olabildiğince eski model duvar saati kullanırlar. Duvar saatinin sesi oyalar onları. Bazen, arada sırada, yorgunluk da yorduğunda hafiften, derinden bir titreme gibi gülme tutar yalnızı. Adeta galibiyetin ardındaki sırıtışa benzer bu. Siz bilmezsiniz, herkes bilmez. Delilik değildir bu. Ya da bilmediğimiz, adını koyamadığımız bir hastalık. Evet, tüm bunları, saymadıklarımı, sayacaklarımı sadece yalnızlar bilir, tanır ve anlar. Okumaya devam et “İçimdedir yalnızlık, hafif sol yanımda*”