İçimdedir yalnızlık, hafif sol yanımda*

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!

Bazı yalnızları bozuk musluğun su damlatmasının sesi, kapının apansız çalması ya da dışarıdan duyulan seslerin kesilmesi ürkütür.  Düşünceler gibi birikmiş, beklemiş, söneyazmış ve uzamış sigaranın külü ulaşabildiği zemine değdiğinde garip bir ses çıkarır. İşte bunu da bilir bazı yalnızlar. Daha az yalnızlar olabildiğince eski model duvar saati kullanırlar. Duvar saatinin sesi oyalar onları. Bazen, arada sırada, yorgunluk da yorduğunda hafiften, derinden bir titreme gibi gülme tutar yalnızı. Adeta galibiyetin ardındaki sırıtışa benzer bu. Siz bilmezsiniz, herkes bilmez. Delilik değildir bu. Ya da bilmediğimiz, adını koyamadığımız bir hastalık. Evet, tüm bunları, saymadıklarımı, sayacaklarımı sadece yalnızlar bilir, tanır ve anlar. Okumaya devam et “İçimdedir yalnızlık, hafif sol yanımda*”

You were never really here*

İnsan olmak gurur vericiydi. Eğlenceliydi. Yorucuydu.

Ölümle çerçevelenmiş hayattan ilgi çekici hayaller, görüşler ve kareler sunan bir film: You were never really here. Çocukluğu travmalarla ve zorlu geçmiş ana karakterimiz Joe, özündeki çocuğu, iyiliği muhafaza etmeye çalışmaktadır. Hayat dediğimiz hem kısa hem de uzun bu yol, zıtlıklarla örülü. Doğaldır ki, hayatı oluşturan insan da zıtlıklarla dolu. Kimimizde fazla belirgin olan bu mucizevi karışım Joe’nun hayatında bir hayli fazla. Joe, Amerikan yapımı çekiciyle hem ölümü getiriyor hem de ölüme koşuyor. Hem içindeki çocuğu, diğer çocukları kurtarmaya çalışıyor hem de bitiyor yavaşça. Okumaya devam et “You were never really here*”