Gezi yazıları: Güney Kore 1*

Hızlı hızlı yürümeye başlıyorum. Uçaktan her indiğimde pasaport kontrol noktaları her zaman yoğun olduğu için beklemek istemeyen ayaklarım hızlanıyor. Gerekli belgeleri hemen dolduruyorum. Gözüme en az 6 dilde hazırlanmış turist ve göçmen bilgi kartları (Immigration card) takılıyor. Aklıma hiçbir ülkede bu kadar fazla dile tercüme edilmiş kartlardan görmediğim geliyor. Yoluma devam ediyorum ve pasaport kontrol noktası görünüyor. Aman Allah’ım bomboş! Pasaport noktasına vardığım zaman beni iki sevinç daha karşılıyor. O her zaman yaşadığım sorgulamalar yok. Daha önemlisi görevli pasaportumu alınca parmak izi okuyan makinadan Türkçe hoşgeldiniz sesinin yükselmesi 10 bin km ötede biraz olsun yüzümü güldürüyor. Pasaport kontrol noktasını geçiyorum ve karşıma İngilizce kocaman bir yazı çıkıyor “ Kore Cumhuriyetine hoşgeldiniz.”

Evet Türkiye’de son zamanlarda gençler arasında çok fazla kültürel manada karşılığı olan, daha yaşlılar için ise Kore Savaşı ile akıllara yer edinmiş Kore yolculuğum başlıyor…

Öncelikle Kore’ye ilk defa gidecek olanlara bazı tavsiyeler ile başlayalım. Güney Kore Türkiye vatandaşlarına vize uygulamıyor. Sadece Kore’ye gelirken check-in yaptığınız zaman dönüş biletinizi göstermeniz yetiyor. Atlayıp uçağa gidebiliyorsunuz. Tam üç ay vize veriliyor. Pasaportunuza herhangi bir mühür basılmıyor. Ufak bir kağıt parçası pasaportunuzun arasına sıkıştırılıyor ve bunu kaybetmemeniz gerekiyor. En azından Kore’den çıkana kadar. Pasaport kontrolünde nerede, kaç gün kalacağınızı net bir şekilde ifade ederseniz pasaport kontrolünüz de yaklaşık 1-2 dk sürüyor.

Incheon havaalanına indiğim zaman Kore ile alakalı çok fazla bilgim olmadığını farkediyorum. Çünkü Incheon aslında bir şehir. Kore de uluslararası uçuşlar için bu havaalanı kullanılıyor. Yani siz aslında başka bir şehire inmiş oluyorsunuz. Ama panik yapmayın çünkü metro ve otobüs hattı dünyanın en gelişmiş yerlerinden birindesiniz. Kolayca gitmek istediğiniz yere gidebilirsiniz.

Havaalanından dışarı çıkıyorum. Hong Kong’dan geldiğim için Kore de sıcak olur zannediyorum ama yanılıyorum. Çünkü hava hafif soğuk ve yağmurlu. Uzak Doğu ile alakalı bilmeniz gereken en önemli şeylerden birisi de burada hava durumunu çok yakından takip etmeniz gerektiği. Bunalmış olan zihnim berraklaşıyor ve oradan arkadaşımın evine gitmek üzere Seul’e giden bir otobüse atlıyorum.

Otobüs yolculuğum trafiğin etkisi ile 1-1.5 saat arası sürüyor. Yeşile doyan gözlerim geniş ve büyük binaları görmeye başlıyor. İlk dikkatimi çeken bütün arabaların yeni ve yolların çok geniş olması. Yanımda oturan 40’lı yaşlardaki kadına bakıyorum, telefonunda LOL oynuyor. Şaşırıyorum. Ardından otobüsün geri kalanına kafamı uzattığımda herkesin kafasını telefona gömmüş olduğunu farkediyorum. Hangi durakta ineceğim konusunda birazcık sorun yaşar mıyım endişesi ise  durakların 4 dilde söylenmesi ile son buluyor. Yine de yanımdaki kadına sormak için fırsat kolluyorum ve bir fırsatını bulup soruyorum. Kadın gülümseyip “no no” demekten başka bir şey yapmıyor. Kore’de İngilizce’nin Hong Kong kadar geçer akçe olmadığını o zaman anlıyorum. Durağıma geldiğimi farkediyorum ve iniyorum. Bunca araba ve binaya rağmen hava çok temiz geliyor. Hafif yağmur çiseliyor. Arkadaşım beni duraktan alacağını söylemişti ama biraz gecikecek anlaşılan diyerek durakta beklerken etrafı seyre dalıyorum. Arabalar tekrar dikkatimi çekiyor. Hepsi yeni, taksiler bile. Ve arabaların çok büyük çoğunluğu Kore markası. Yabancı araba görmek için arabaları takip ediyorum ve birkaç lüks yabancı marka dışında yabancı araba gözüme çarpmıyor. Ardından arkadaşımı üstgeçitten gelirken görüyorum. El sallıyor ve nihayet buluşuyoruz. Hoşbeşten sonra arkadaşım etrafına bakınmaya başlıyor. Ben taksi aradığını anlıyorum ve Kore’yi daha fazla görmek için taksi dışında başka ulaşım opsiyonumuzun olup olmadığını soruyorum. Otobüs var diyor. Büyük valizimin olmamasına şükrederek, o zaman otobüs olsun diyorum ve indiğim duraktan bir otobüse atlıyoruz.

Otobüse biniyoruz ‘Akbil’ gibi bir kart var. Bu kartı Incheon havaalanından 7/11 mağazasından almıştım. Uzak Doğu için bilmeniz gerekenler kısmına tekrar giriş yapalım. 7/11, Uzak Doğu’da bir tedarik zinciri. Tedarik diyorum çünkü fatura ödemekten tütüne, kargo yollamaya, sınav parası yatırmaktan ev alışverişi yapmaya kadar her türlü imkânın olduğu marketçikler bunlar. Herhangi bir sorun olduğunda ya da o ülke ile alakalı neye ihtiyacınız varsa hemen hepsini temin edebileceğiniz yerler. Ve bütün Uzak Doğu’da var. Otobüste 7/11’den aldığım kartımı okutuyorum ve 900 won kesiyor. Won Kore’nin para birimi. Uzak Doğu’da bol sıfırlı para birimlerine alışmaya başladığım için zorluk çekmiyorum. Otobüse binince bir anda kendimi Turkiye’de gibi hissediyorum. Oturma düzeni, yaşlı oranı ve şoförün nihayetsiz ve ani fren merakı bana ülkemi hatırlatıyor. Otobüsten inenlere bakmak aklıma gelmediğinden inerken arkadaşım kartını tekrar okutman gerek diyor. Nereye diyorum, inme kapısının yanında bir makina daha var oraya diyor. İniyoruz ve arkadaşımı taklit ederek ben de kartımı okutuyorum. Bu neydi şimdi diyorum, burada her toplu taşıma için bu vardır diyor. Evet genelde metrolar için bu yöntem kullanılıyor ama ilk defa otobüs için kullanıldığına şahit oluyorum. Okutmazsam ne olur dediğimde kartı bir sonraki kullanışımda en yüksek fiyat tarifesinden işlem yapıldığını söylüyor. Kore’yi sevmeye başlıyorum diye içimden geçiyor.

Yolda yürümeye başlıyoruz. Caddeyi geçip sokağa sapıyoruz. Ben hemen Kore’de neden bu kadar yeni araba olduğunu soruyorum. Devletin eski arabalara yüksek vergi uyguladığını ve otomobil firmaları fazla olduğundan araba fiyatlarının gelirlerine göre uygun olduğunu söylüyor. Genelde herkes 2-3 senede bir arabasını yeniler diyor. E peki diyorum bunca eski araba noluyor? Genelde arabalar eskimediği için ikinci el araçların Orta Asya veya Afrika’ya ihraç edildiğini söylüyor. Güzel sistem diyorum. Sonra gözüme bir kedi ilişiyor. Çok mutlu oluyorum. Çünkü Hong Kong’da hiç kedi görmediğim aklıma geliyor. Parklara bakıyorum, evlere bakıyorum garip bir gülümseme düşüyor yüzüme. Geldik diyor arkadaşım. Eve giriyorum. Aç mısın sorusuna hayır diyorum. Aslında aç olmama rağmen. Yorgunluk çöküyor. Arkadaşımla biraz muhabbet ettikten sonra güzel bir duşun ardından yatağıma uzanıyorum. Gün içinde gördüklerim gözümün önünden geçiyor. Ve aklımda bir düşünce beliriyor. Kore ne kadar da Türkiye’ye benziyor. Gelişmiş Türkiye gibi. Ve gözlerim yorgunluğa dayanamıyor, uykuya dalıyorum.

Kore’de yaşadıklarım, Kore hakkındaki bilgiler ve görüşlerim uyandıktan sonra devam edecek. Bir sonraki yazıda…

 

*Yazan: A. Burak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s