İçimdedir yalnızlık, hafif sol yanımda*

Ve yalnızlık, sigara külü kadar yalnızlık!

Bazı yalnızları bozuk musluğun su damlatmasının sesi, kapının apansız çalması ya da dışarıdan duyulan seslerin kesilmesi ürkütür.  Düşünceler gibi birikmiş, beklemiş, söneyazmış ve uzamış sigaranın külü ulaşabildiği zemine değdiğinde garip bir ses çıkarır. İşte bunu da bilir bazı yalnızlar. Daha az yalnızlar olabildiğince eski model duvar saati kullanırlar. Duvar saatinin sesi oyalar onları. Bazen, arada sırada, yorgunluk da yorduğunda hafiften, derinden bir titreme gibi gülme tutar yalnızı. Adeta galibiyetin ardındaki sırıtışa benzer bu. Siz bilmezsiniz, herkes bilmez. Delilik değildir bu. Ya da bilmediğimiz, adını koyamadığımız bir hastalık. Evet, tüm bunları, saymadıklarımı, sayacaklarımı sadece yalnızlar bilir, tanır ve anlar.

Yalnızlara sokakta, alışveriş yaptığınız bir yerde, işyerinizde ya da belki şaşıracaksınız herhangi bir aynada rastlayabilirsiniz. Bakın güzel insanlar, bu tarafa bakın. Size diyorum. Evet, evet esmer hanım size. Yalnızlık biraz da insanüstü bir kavramdır. Irk, dil, renk ve statü ayırmaz. Hatta kalabalıklar içinde dahi yalnızları bulabilirsiniz. Bir arayış, bir kaçıştır yalnızlık. Bazen kara bir yazgıdır. Bazen enteresan bir seçimdir. Olsun, bu seferde böyle olsun. Bu sefer de böyle olsun…

-Yalnız 1-

Kapı ürkekçe çalındığında saat sabahın on biri idi. Nereden geldiği bilinmez, üzerime yoğun bir uyuşukluk yapışmıştı. Ama hızlıca, apansız ayıkıverdim. Bakın bu evde öyle nedensizce kapı çalınmaz. Bakmayın yetmiş iki milletten yetmiş iki daireli binada yaşadığıma. Düşünmeye başladım… Alt kattaki daireye banyodan su damlıyor olabilirdi. Kapı çalmak için iyi bir neden: Kapı açılabilir. Bina görevlisinin alakasız bir nedenle gelmesi ihtimali de var: Kapı açılamaz. Kapı tekrar çalındı. Bu nasıl yatak, bu nasıl hayat? Doğruldum. Ruhum gibi gıcırdayan yatakta yavaşça, ben gibi ilerlemeye başladım. Ufak evim, ufak salonum. Dağınık. Eski kanepenin muhtelif yerlerinde sigara izleri. Hahaha. Hayatım da böyle demeyeceğim bu sefer. Yerde çorap ve yenmiş gofretin çöpü var. Penceremin kenarında boş maden suyu şişeleri. Kafamı hafifçe çevirmemle mutfak tezgahı bana selam çakıyor. Onun da kafası karışık. Sessizce, ayaklarımın zeminle buluşmasını engellemeye çalışarak kapıya yaklaştım. Bir kaçak gibi, bir hırsız gibi gözlerimi kapı deliğine dayadım. Kattaki sensörlü ışık sönüktü. Bir süre bekledim. Karşımdaki ile aramızda sadece çelik kapı vardı. Işık yandığında, karşımda, deliğin bana gösterdiği alanda gördüğüm şeyi öyle her zamanda, çağda göremezsiniz. Beni zaten geçiverin. Ben kendi çağımda da göremezdim. Ama orada idi işte. Şimdi bu kısa anda büyükçe bir karar beni bekliyordu ve insan yapmadıklarından pişman olurdu.

Birinci kısmın sonu.

 

*Yazan: A. Yığılı 
*Resim: Ç. Dönerkan

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s