Çeri -II-*

Çeri ile aralarındaki konuşmaya kulağımı kabartıyorum. Ama benim için konuşmanın içeriğinden çok sesin tonu önemliydi. Hani bazı sesler vardır sadece dinlersiniz. İşte küt saçlı gizemli kadının sesi de böyleydi. Sanki Liam Neeson dolmuşumuzla Altunizade’ye yolculuk yapıyordu ya da kaptanımız Lana Del Rey bir yolcuya nerede ineceğini tarif ediyordu. İşte o Çeri ile konuştuğu zaman bu güzel sesli insanları anımsıyordunuz. Bu güzel insanı her gün gören, duyan şanslı insanlar var bu dünyada. Ben de onlara katılabilir miyim acaba diye içimden geçiriyorum. Başarıya ulaştığımı düşünerek içimde bir şeyler kıpırdaşıyor, istemsizce sevinç baloncukları çıkarıyorum. Sanırım hislerim çok gerçekçiydi, sahte dünyada yaşayan insanlar beni görünce çikolata görmüş kakao işçileri gibi hayretler içinde kaldılar.

Ufak ufak sevinç baloncuklarım azalınca bende kafamda romantik komedi senaryoları kurmaya başlıyorum.

Üsküdar’da iner Arnavut kaldırımlı yolda önde ben arkada yürürüz, küçük dar caddelerinden geçerek Üsküdar’ın bol rüzgârlı sahilinde kendimizi buluruz. Ben de hemen ayak adımlarımı hızlandırır, tabi bu sırada kalp odacıklarım saniyede 5 kere kırmız kanımla dolup taşar. Göğüs kafesim yerinden çıkacakmış gibi sallanır ve en sonunda karşısına geçtiğimde havada uçan martılar durur, rüzgârdan sallanan dallar yavaşlayarak bana el sallar, güneş etrafında dönüşünü tamamlamaya çalışan Mars biraz daha yavaşlayıp yörüngesinden çıkar ve bu çevresel etkenler oluşurken küçük narin kalbim daha hızlı atmaya başlar. Başkahramanımızın saçmalama ve güzel kadının şaşırma evresi başlar. Eminim Çeri umursamazlığını korumaya devem eder.
Bu sıradan senaryoyu yaşamaya vücudum el vermez. Her şey tamamen şu şekilde gerçekleşir; cebimden kâğıt kalemimi çıkarak iki ufak dize yazarım, indikten sonra hayat ile Üsküdar’ın kesiştiği bir noktada elimdeki arkası beyaz ön yüzü iç içe geçmiş renk cümbüşleriyle donatılmış kâğıdı alır ve açar.

“Biliyorum hava güneşli
Keşke derdim
Yağmur olsa da ıslansak
Suda akıp gitse ruhlarımız
Aynı pınara doğru”

Kaldırırdı kâğıttan kafasını, alttan alttan bakardı gözlerime. Kişiliğine uyan en güzel cevabı gönderirdi kulak hücrelerime.

Bu senaryom da filmlerde bile gerçekleşmeyecek sahtelikte oldu, belki en uç bilim kurgu filminde rastlayabilirsiniz bu diyaloğa. Zaten yolumuz bitmiş, Arnavut kaldırımı yola girmiştik. Herkes teker teker inmiş yoluna doğru gidiyordu. Gözümden kaçırır gibi oldum küt saçlarını, yüzlerce kafa içinden onunkini aradım. Hiçbir topluma bu tarafından bakmamıştım. O anda ülkenin etnik yapısının çok farklı olduğunu görebilirdiniz. 100 metre içinde birbirine hiç benzemeyen kafa yapıları, her iki anlamda da diyorum bunu. Bulur bulmaz arkasından koşmaya başladım fakat o da ne! Bir şeylerini kaybetmişçesine arkasını döndü. Ben de aramaya koyuldum kayıp olanı. O anda üstüme doğru koşan Çeri’yi gördüm. Rabbim ben hayvan sevmem! Hiç bu şekilde tahmin etmemiştim olayların akışını.

 

*Yazan: S. Bilgin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s